Vekalet nedir? Vekilin görevleri nelerdir?
Türk Borçlar Kanunu’muz uyarınca vekalet sözleşmesi, vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekil, vekalet verenin ad ve/veya hesabına işlem yapmaktadır. Günümüzde pek çok işlem gerçekleştirilirken (taşınmaz satışı, araç satışı vb.) vekalet sözleşmesi kullanılmakta ve işlemler vekalet veren adına vekil tarafından yapılmaktadır. Bazı durumlarda ise, bu yazımızda açıklandığı üzere, vekil görevini gereği gibi yerine getirmemekte ve vekalet veren zarara uğramaktadır. Bu duruma vekalet görevinin kötüye kullanılması denmektedir.
Vekil, vekalet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekil, vekalet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekaletle ilişkili olarak aldıklarını vekalet verene vermekle yükümlüdür. Vekil, vekalet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.
Vekile ne kadar geniş yetki verilmiş olursa olsun (örneğin, vekil edenin taşınmazını istediği kişiye istediği bedelle satmak gibi) vekil, vekalet verenin yararını düşünmek zorunda olup; vekil edeni zarara sokacak bir işlem yapamaz.
Vekalet görevi ne zaman kötüye kullanılmış olur?
Yukarıda da açıklandığı üzere vekil, görevini özen ve sadakatle vekil edenin talimatları doğrultusunda yerine getirmek zorunda olup; vekil edeni zarara uğratan işlemler yapamaz. Vekalet görevinin kötüye kullanıldığından bahsedebilmek için, aşağıdaki şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir:
1- Vekilin özen borcunu zarara uğratma kastıyla ihlal Etmesi
Vekalet görevinin kötüye kullanıldığından bahsedebilmek için öncelikle vekilin, vekalet vereni zarara uğratma kastıyla hareket etmesi, kötüniyetli olması gerekmektedir.
Vekaletin kötüye kullanılmasının söz konusu olabilmesi için vekilin, vekalet görevini yerine getirirken, vekalet vereni zarara uğratacağını bildiği bir tutumu kasten benimsemesi, bir başka deyişle vekilin iradesinin davranışı nedeniyle doğacak olumsuz sonuçlara yönelmesi gereklidir.
Vekilin kötüniyetli olmadığı, bilgisizliği ve tecrübesizliği nedeniyle vekalet görevini tam olarak yerine getirmediği durumlarda vekalet görevinin kötüye kullanılması söz konusu olmayacaktır.
2- Vekil edenin zarar görmesi
Vekaletin kötüye kullanılmasının diğer unsuru, vekilin gerçekleştirdiği eylem veya işlem nedeniyle vekalet verenin zarara uğramasıdır. Bu zarar maddi veya manevi olabilir.
Vekil edenin uğradığı zararın önemli ölçüde olması gerekmektedir. Eğer vekalet edenin uğradığı zarar, vekil eden yönünden büyük bir önem arz etmeyen veya vekaletin ifasından makul surette beklenebilecek yararı ölçüsüz bir biçimde zedelemeyen eksikliklerin vekaletin kötüye kullanılmasının varlığı için yeterli olmayacağı kabul edilebilecektir.
Vekalet görevinin kötüye kullanılmasının sonuçları
Vekalet görevinin kötüye kullanıldığı durumlarda, vekil ile işlem yapan kişinin iyiniyetli olup olmadığına göre vekil edenin durumu ve talepleri değişmektedir.
Eğer vekil eden ile işlem yapan üçüncü kişi iyiniyetli ise, diğer bir deyişle vekilin, vekil edeni zarara uğratma kastıyla hareket ettiğini bilmiyorsa, vekilin yaptığı sözleşme geçerlidir fakat vekil eden, uğradığı zararı vekilden talep edebilir.
Eğer vekil eden ile işlem yapan üçüncü kişi iyiniyetli değilse, diğer bir deyişle vekilin, vekil edeni zarara uğratma kastıyla hareket ettiğini biliyorsa, vekilin yaptığı sözleşme geçerli değildir. Bu durumda vekil eden, durumunun eski hale getirilmesini isteyebilir.
Örneğin, taşınmaz satışı için vekalet verilen bir durumda vekil, taşınmazı vekalet görevini kötüye kullanarak satmış ise, taşınmazı satın alan kişi, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilmiyor ise taşınmaz satım sözleşmesi geçerlidir. Fakat biliyor ise taşınmaz satışı geçerli değildir ve vekil eden taşınmazın tekrar kendi adına tescil edilmesi ve zararlarının tazmini için dava açabilir.
Vekalet görevinin kötüye kullanılması ile ilgili Yargıtay kararları
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2013/290 E. 2013/607 K. sayılı kararı
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir.
Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince, vekil eden Fatma’nın temlike konu edilen taşınmazların dışında başkaca bir mal varlığının bulunmadığı dosya kapsamı ile sabit olup bir kimsenin sahip olduğu tüm malvarlığını bir anda elinden çıkartmasının hayatın olağan akışına uygun düştüğü söylenemez. Öte yandan, vekil kılınan Dursun, mirasbırakan Fatma’dan sonra ölen kızı Nazike’nin damadı olup taşınmazlar kendisine hibe edilen Makbule ise Nazike’nin kızı ve Dursun’un da eşidir. Kök mirasbırakanın ve ondan sonra da ara murisin dava açmamış olması vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını göstermez. Ayrıca, vekil kullanılmak suretiyle taşınmazların muris tarafından Makbule’ye bağış yoluyla temlikini gerektiren bir olgu ve bulguya da rastlanmamıştır.
Hal böyle olunca, somut bu hususlar yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığının kabulü zorunludur.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2018/1684 E. 2019/1581 K. sayılı kararı
Somut olaya gelince, arsa vasıflı, 1.691,47 m2 miktarlı ve üzerinde düğün salonu bulunan çekişmeli taşınmazın akit tarihi itibariyle arsa değerinin 1.606.896,50 TL, üzerindeki yapıların 401.705,00 TL, çam ağaçlarının 600,00 TL olmak üzere toplam değerinin 2.009.201,50 TL olduğu saptanmıştır. Vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davalarda en önemli unsur vekil ile alıcının el ve işbirliği içinde kayıt malikini zararlandırmalarıdır. Davalı …, vekil …’in eşi…’in arkadaşı ve aynı beldenin çocuklarıdır. Davalı …, taşınmazı akitte gösterilen bedelden daha fazla bir bedelle aldığını ve gerçek bedeli ödediğini savunmamıştır. Bu durumda 2.009.201,50 TL değerindeki taşınmazın 45.000 TL bedelle satılmış olması davacının zararlandırıldığının en açık göstergesidir. Dolayısıyla vekil ile davalı …, el ve işbirliği içinde davacıyı zararlandırmışlardır.
Hal böyle olunca, iptal tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2016/12469 E. 2017/313 K. sayılı kararı
Somut olaya gelince; dosya içerisindeki SGK kayıtlarından davalı …’nın 2010 yılı 6. ayından 2012 yılı 4. ayına kadar dava dışı …r’in iş yerinde çalıştığı, yargılama sırasında davalı …’ya yapılan tebligatların halen …r’in iş yeri adresinde Serhat Dosun isimli şahsa yapıldığı ve davalı …’nın yargılama sırasında bu hususa itiraz etmediği, yine vekil olan davalı …’ın da savunmasında dava dışı …r’i ve bir dönem yanında çalışan davalı …’yı tanıdığı, davalı …’nın savunması dikkate alındığında çekişmeli taşınmazı satın alabilecek ekonomik gücünün bulunmadığı, ödeme yaptığı savunmasının ise hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine davalı …’nın çekişmeli 2 no’lu bağımsız bölümü temlik aldıktan kısa bir süre sonra 27/09/2012 tarihinde satmak için tapu müdürlüğüne başvurduğu, davalıların yaptıkları savunmada satış bedelini davacılar yerine dava dışı …r’e ödediklerini söyledikleri, ayrıca her ne kadar çekişmeli bağımsız bölümün dava dışı …r’e ait olduğu savunmasında bulunulmuş ise de mevcut çap kaydına karşın dosyaya muris … ile dava dışı Yahya arasında bu hususta düzenlenen yazılı bir belgenin ibraz edilmediği, temlik tarihinden sonra davacı … ile dava dışı …r’in 30/01/2014 tarihinde boşandıkları birlikte değerlendirildiğinde kayıt maliki olan davalı … ile vekil Emrullah’ın ve dava dışı Yahya’nın birlikte hareket ettikleri ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı anlaşılmıştır.